evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bazı şeyleri çok sorgulamak, cevap alınacağı anlamına gelmiyor. Hele de insan davranışları ise sorgulanan, cevabın olmamasından doğal bir şey yok. İnsanlar konuşmayı çok seviyorlar. Hayır, hayır. Yerli yersiz ve düşüncesizce konuşmayı çok seviyorlar. Biz hep böyle bir millet miydik? Hayır, tabi ki değildik ama kültürümüzden uzaklaşınca ahlakımızı da yitirdik. Başka milletlerin kendi çocuklarına uygulamadığı eğitim sistemlerini ülkemize Avrupa tipi, Amerika tipi diye getirip uygulayınca, bugün belli bir yaşın üzerindekilerde bu yapı ortaya çıktı. Ben böyle düşünüyorum en azından. 

akrabalık ilişkileri, kalp kırmak, kırılan kalp, mutsuz insanlar, kötü kalpliler

Sadede gelecek olursam. Akrabanın akbaba olup olmadığını düşünüyorum. Çok konuşuyorlar yahu olur olmaz. Mutsuzluğumuz ile mutlu olanlara anlam veremiyorum. Kalp kırıp kırıp rahat uyuyanlara anlam veremiyorum. Başarısızlığımıza sevinenleri anlayamıyorum. Şimdi anlatacaklarım kendimi övmek için değil, sadece yazarak olaylara dışarıdan bakıyorum aslında. Durum değerlendirmesi yapıyorum. Ben Anadolu Lisesi kazandığım dönemde, bu çok da kolay bir şey değildi. Şehrin en iyi 5. okulu falandı kazandığım aslında ama bu çevremdeki herkes için çok çok büyük bir başarıydı. Çünkü daha önce hiç kazanan duymamıştık. Sonra üniversiteyi de kazandım. Üzerine aynı anda bir bölüm daha okudum. Üniversite kazanmak da şimdikine göre bir nebze daha zordu. Bunu da kontenjanların çok daha düşük olmasına bağlıyorum. Akraba ve komşularımız arasında hatta okulda en başarılı öğrenci statüsündeydim. Bununla birlikte kuzenlerim ve liseye kadarki arkadaşlarım, üniversite kazanmakta zorlanmış, tekrar tekrar girmiş olmamış, sonra kıytırık bir iş bulmuş ama dünyayı yönetiyormuş gibi havalara sahip olmuşlardı. Bense şuan okuduğum bölümler ile alakasız bir iş yapıyorum ve çevremdeki kıt insanlara göre işsizim. Arkamdan sıkça diyorlar ki; "Hani çok zekiydi, çok iyiydi dersleri, niye iş bulamıyo? Boşuna okuttular o kadar para harcadılar, evde boş oturuyo?" 
Hatta yetmedi, kardeşimi kötülüyorlar. Çünkü benden sonra çevremizde aynı seviyeyi yakalayan tek kişi kardeşim oldu. Makine mühendisliği okuyor ve okulu bu sene uzadı. demediklerini bırakmıyorlar. Çocuk başka şehirde okuyor, nasıl olsa cevap veremez diye: "Dersleri çok kötüymüş, daha birinci sınıftan dersi varmış, okulu bitiremezmiş, hiç bir iş yapmıyormuş, boşuna okuyormuş." falan filan. 
Tüm bu konuşmaları her zaman duymanın verdiği sinirle, bu akşam bazı akrabalarıma biraz ters konuşmuş olabilirim. Muhtemelen onların umrunda bile olmamıştır. Belki biraz kızmışlardır ama her zaman kızan ben olmak istemiyorum. Onlar yukarıdakini aşağıya çekmenin derdinde. Yukarıya çıkamıyorlar çünkü. Ben sustukça da kendilerini haklı sanıyorlar. Kalp kırmadan ciddiye alınmıyorum. Biraz dişli görünmek gerekiyor yani. Ama diğer taraftan ben rahat uyuyamayacağım mesela bu gece. Birinin kalbini kırmış olmak bana kendimi iyi hissettirmiyor çünkü. Mutsuz oluyorum. Vicdan azabı çekiyorum. Oysa onların bana aynı şeyi yaptıklarında mutlu olduklarına eminim. 
Siz kalp kırınca ne hissediyorsunuz hiç düşündünüz mü? Ben son zamanlarda bunu daha çok düşünmeye başladım. Çünkü kalp kırmak en büyük günahlardan biriymiş. 

Gün içerisinde aklıma geliyor bazı şeyler. Diyorum ki blogta bahsedeyim bundan. Sonra biraz çalışayım zaman kaybı olmasın en son bloga bakarım diyorum. İşim yazmak olunca, bütün gün kelimelerle oynayınca pilim bitiyor benimde. Sıra bloguma geldiğinde cümlelerin sonu gelmiyor. Adeta alakasız iki cümleyi birleştirmişim gibi yazmaya başlıyorum. Sonra da olmaz bu iş böyle deyip bırakıyorum.

evlilik, çeyiz, ev hazırlığı, fayans seçimi, banyo dekorasyonu, kalebodur, seramik, seramiksan, onix granit, carrera seramik, akcaagac parke

Genel olarak hayatımdan bahsedecek olursam ise evimizi hazırlama derdine düştük. Mutfak dolapları ile uğraşıyoruz. Bir yerde tasarlattık. Çok da içimize sindi aslında. Country tarzı beyaz mat dolaplar olacak ama Country daha çok güllü dallı romantik ve klasik bir tarz. Benim asıl hayranı olduğum İskandinav tarzı. Bu yüzden kulplarını siyah seçeceğim. Sözleşmeyi imzaladığımızda çizimi de alabileceğim. O zaman paylaşırım burada da. Fiyat biraz yüksek gibi geldi bize. 12 bin tutuyor dolaplar ve ahşap tezgah. Gerçi bir yerde daha hesaplattık o daha da yüksek fiyat verdi. Üstelik tasarımı da içime sinmiyordu. Ahşap tezgah kullanan biri de yorum yapsa mesela ne kadar da güzel olur ya. ^^

Mutfak dolaplarına ek olarak, oldukça fonksiyonlu bir çamaşır makinesi dolabı yaptırıyoruz. Çamaşır makinesinin içinde yer alacağı dolabın yan tarafından ütü masası çıkacak. Böyle dik bir şekilde ütü masasının toplandığı mekanizma olacak. Pinterest'te görmüştüm nasıl yaptırırız, bunu yapabilecek birini bulabilir miyiz diye kara kara düşünüyorduk ki adam zaten daha önce yapmış bundan. Resimlerini de gösterdi. Biz de beğendik. Yerden tasarruf ederiz bu şekilde diye düşündüm. Hem çamaşır makinesini de kurutmalı almayı düşünüyorum. Böylece aynı noktada çamaşır işini halledebilirim. Bütün eve yayılmama gerek yok. :)

evlilik, çeyiz, ev hazırlığı, fayans seçimi, banyo dekorasyonu, kalebodur, seramik, seramiksan, onix granit, carrera seramik, akcaagac parke
Seramiksan Carrera White

Hı bir de fayansları da seçtik hatta geldi fayanslar ama ustayı bekliyoruz. Evimiz iki katlı olacak. Birinci katta tuvalet olacak ikinci katta ise banyo. Tuvalet için 60x60 ölçülerinde granit aldık. Üç boyutlu ve ayna gibi parlak bir görünümü var bu granitlerin. Ama çok da ağırlar. Usta biraz korkuyor gibi yapmaktan. Eskiden olduğu gibi küçük fayanslar da kalmamış üstelik. Hep böyle büyük parçalar var artık. Tuvalet için seçtiğimiz granitler, beyaza yakın mermer görünümlü. Banyo için seçtiklerimiz ise daha beyaz ve sanırım onlar seramikti. Yine mermer görünümlü olacak. Çok renkli, desenli ve göz karıştıran fayanslardan hoşlanmadığımız gibi zaten alanımız dar olduğu için desenler yersiz olacaktı. Biz de mermer görünümünü tercih ettik. 

evlilik, çeyiz, ev hazırlığı, fayans seçimi, banyo dekorasyonu, kalebodur, seramik, seramiksan, onix granit, carrera seramik, akcaagac parke
Resimlerde resmen birbirinden farksız görünüyorlar ama gerçekte böyle değil. Tam da bu sebeple hiç bir markanın fayans kataloğuna ulaşmak mümkün olmuyor. Resimler insanı yanılttığı için yanlış karar veriliyor. Bunu da bu süreçte öğrendik. :)
Seramiksan Onix Nanotech White
Seramiksan Akcaagac

Yatak odalarının olduğu katta yerden ısıtma sistemi var. Bu yüzden parke değil de parke görünümlü kalebodur seçmemiz gerekiyordu. Onu da yine beyaza yakın griye dönük bir renk seçtik. Maalesef resimleri elimde yok çekmek aklıma gelmemiş ama internetten bulmaya çalışırım içimi döktükten sonra. :)

Bir taraftan da ufak tefek şeyleri halletmeye çalışıyorum ama araştırmadan bir şey almak istemiyorum. Melese yorgan almam lazım. Nasıl almam gerektiğine karar veremiyorum bir türlü. Bu konu ile ilgili tavsiye alabilirsem çok makbule geçer. ^^ İnternette araştırma yaparken İpek yorgan diye bir şey gördüm. Adını sanını duymadığım markalarda vardı. Sonra İşbir 'de de olduğunu gördüm. Oradan alabilirim ancak ama mantıklı bir karar mı olur bilemiyorum. İddialara göre en sağlıklı yorganmış. Bir yorgan için bu kadar çok düşünülür mü demeyin. 70 liraya da yorgan var 700 liraya da. Önemli olan benim için kullanışlılığı, sağlıklı olması. 

Mutfak gereçlerine de bir ara değineceğim ama şimdi size çok çeyiz yüklemesi yapmak istemiyorum. :)

Hoşçakalın.

Ne kadar da karamsarmışım. Uzun zamandır yazamamamın sebebi, nişan telaşımın olmasıydı. Gerçi hala çok yoğunum ama büyük kısmını atlattık şimdilik. Tam da istediğimiz gibi isteme töreni ve kısa süre sonra da evde basit bir şekilde nişan törenimiz oldu. Gerçekten her şey istediğim gibiydi. Nişan pastasını saymazsak tabi. Felaket bir pasta ile karşılaştık ve onu kesmek istemedim. Pastaneden hazır küçük süslü bir pasta alarak onu kestik. O da çok canımı sıkacak bir durum değildi yani. 

Nişandan sonra kuzenlerimiz ile birlikte bir gece kulübüne eğlenmeye gittik, ki bu aslında en güzel kısmıydı. Gerçek anlamda çok eğlendik ve bu güne gelene kadar yaşadığımız stresi atma fırsatı bulduk. 

nişan, telaş, evlilik, hayaller, liverpool, ingiltere, gelecek, şükür, şükretmek, dua etmek, hayırlısı
Gelip geçti telaşlar, şimdi yenilerine yol alıyorum.
Şimdi nişanımızın üzerinden neredeyse bir ay geçti. Ne hissediyorum diye sorarsam kendime, derim ki hiç bir şey. :) Yani ne hissetmem gerektiğini de bilmiyorum aslında. Tek fark parmağımdaki yüzük ve birbirimizin ailesi ile daha sık görüşmemiz. 

Hı bir de güzel haberim var. Aslında en güzel kısmı olabilir bu. Hani İngiltere hayali falan diye bahsetmiştim ya önceki yazılarımda. Hem evlenip hem onu gerçekleştirmenin yolunu bulduk. :) Sanırım düğünü erken yapıp, doğrudan İngiltere 'ye yerleşiyoruz. Yerleşiyoruz derken şimdilik planımız sadece 2 - 3 yıl kalmak. Gideceğimiz şehir ise Liverpool. Üstelik ailelerimiz de destekliyor ki bu benim ailem için biraz şaşırtıcı bir durum. :) 

Her şey beklediğimden çok daha güzel gelişiyor. Bazen bazı işlerimde şükretmenin faydasını gördüğümü hissediyorum. Sık sık dua etmenin ve şükretmenin bir getirisi olarak karşıma ummadığım ama hayırlı olan kapıların çıktığını hissediyorum. Bazen plan yapmadan hayırlısını isteyip beklemek gerekiyor galiba. 

Şuan tek sorunum "hem ağlarım hem giderim" sendromu. Böyle diyorum ben bu hisse. Mesela evimdeki son Kurban Bayram 'ımdı. Kısa sayılabilecek bir süre sonra başka bir eve evim diyor olacağım. Bir de ailesinden hiç ayrı yaşamamış biri olarak, evlenir evlenmez başka bir ülkeye gitmenin zorluğu var. Psikolojik olarak zorlanacağımı düşünsem de, "Rabbim hayırlısını göster" diyorum. İçime su serpiliyor. Nasıl olsa hayırlı olan olur, zorlansam da karşılığını alırım, ağlasam da bir gün gelir boşuna ağlamışım gerek yokmuş derim, diye düşünüyorum. Böyle olunca zorluklara katlanmak daha kolay oluyor. 

Şimdilik havadislerim de kendime notlarım da bu kadar. Uzun zamandır yazamayınca önemli detayları unutmuş olabilirim. Muhtemelen unuttum. :)


Önceki yazıyı sinirle yazınca biraz karışık olmuş sanki. Doğru ifadeler kullanamamışım. Şimdi durum şöyle oluyor. Biraz çevre baskısıyla olsa da evlenmeye karar verdik biz. Zaten 6 yıllık bir ilişkimiz var. Mutlaka bir gün evleneceğiz ailelerimiz de hevesliyken evlenelim dedik. Eğer bu kararı bu yıl vermemiş olsaydık, birlikte İngiltere 'ye gitme planlarımız vardı. Gerçi bugüne kadar çeşitli sebeplerle hep erteledik. Neyse evlilik kararıyla birlikte, ailelerimizi tanıştırdık. Sevgilim ve ailesi bize geldi. Sorunsuz gayet güzel bir geceydi. Amma ve lakin isteme, söz, nişan, kına, düğün diye uzayan bir liste var ve haddi olmayan herkes baştan sonra tamamı için fikrini belirtmeye başladı. Yok isteme olmadan nişan hazırlığı olmazmış, söz sandığı alınmazsa olmazmış, nişan bohçasına her şeyden üçer beşer alınsınmış, uyku seti olmazsa olmazmış, nişanda söz kelepçesi takılcakmış en kalınından aldırsaymışım, kaç tane bilezik istemişiz kaç gramlıkmış, çok isteseymişiz hakkımmış. Boğuluyorum sandım ya da çıldırıyorum. Mal satıyoruz sanki ya da başlık parası istiyoruz. Ay bide damadın kahvesine tuz atmadan olmuyomuş. 

çevre baskısı, aile baskısı, mahalle baskısı, dedikodu, hadsizler, komşu teyzeler, nişan töreni, düğün töreni, kız isteme,bu bir yolculuk

Bunlardan sıkılıp önüme gelen herkese bağırmaya başlamıştım. Resmen evlenmeye karar verdiğimize pişman ettiler. Kötü olan tarafı ailemde bunların etkisinde kaldı. Bu sefer onlarda bu tip şeyleri konuşmaya başladılar. Ben bağırıp çağırınca bu sefer evlenmek istemiyo mu neden mutsuz demeye başladılar. Mutsuzum çünkü kimsenin fikrini sormuyorum, akıl istemiyorum ama gelip gelip aynı şeyleri söylüyolar. Düğün gibi salonda şaşalı nişan töreni yapmam için baskı yapıyolar. Nişan benim değil sanki onların. Gelinliğin pembe versiyonunu giyip, düğün salonunda Ankara'nın bağlarında göbek atmak istemiyorum ben. Zaten düğünde falan olcak onlar mecbur. O da olmazsa evlatlıktan reddetcekler artık. 

Sonuç olarak bu dış etkenlerin iyice sınırı aşması ve ailemin de onların etkisinde kalması ile evlenmekten vazgeçme aşamasına geldik. Dedik her şeyi bırakıp gitsek mi? Ama ne olursa olsun anne babalara kıyılmıyo ki. Kendilerince iyiliğimizi istiyolar ama çocuk olarak görmeyip fikirlerimize saygı gösterseler zaten orta yolu bulcaz. Ki bulduk da zaten. 

Perşembe günü istemeye geliyolar. Heyecanlı değildim sakin ve mutluydum. Çağırmadığım halde bana akıl vermeye gelen kuzenlerim psikolojimi kurcaladı kurcaladı gitti. Sanırsınız on kere evlenip ayrılmışlar. Neyse onları bir de burada anlatmak istemiyorum çok sinirliyim. Artık perşembeden sonra mutlu mutlu yazarım umarım.

Okuyup da aşağıya bişeyler çizittirdiğiniz için çok teşekkür ederim. İşte blog yazmanın güzellikleri. Birilerinin duyduğunu bilmek çok güzel. 

Çok pişmanım, köpekler gibi pişmanım. Kaçıp gitmek istiyorum. Annem babam üzülmesin diye ertelediğim, tereddüt ettiğim İngiltere planı geliyor aklıma. Çekip gidesim var. Böyle her şeyi bırakıp gitmek istiyorum. Boğuluyorum. Altı üstü bir isteme bir nişandı. Kabusa döndü. Duymadığım laf kalmadı. En birinci kötü benim şuan. Herkese de en kötü benim. En hatalı da benim. İki taraftan da bir sürü laf duydum. Çok bişey demedim zaten ne diyebilirim. Dinledim dinledim. Oh en kötü de ben oldum. Şu tanışma işinden sonra başlayan ağlama süreci son bulmadı ama sebepler değişti. Ailemin ne istediğini anlamıyorum. Onlar da benim ne istediğimi sormuyorlar. Söz de ben nasıl istersem öyle olacaktı. Hepsi laftaymış. 
Çok daraldım, çok bunaldım. Evlilikten nefret ettim. Pişman oldum. Elimde bir imkan olsa hemen o evlilik kararını verdiğimiz ana dönerim ve İngiltere planlarına yoğunlaşırım. Şuan bile gitmeyi çok istiyorum. Kahretsin çok pahalı memleket. Kolay olmuyor ki öyle hemen gidiyorum deyip gitmek. Pat diye gidersem duyacağım lafların haddi hesabı olmayacak bir de.
Kafam çorba gibi. Sağlıklı düşünemiyorum galiba. Ağlıyorum iki de bir, boş kafayla. Ne düşüncem ki, basit bir isteme töreni ya, bir de nişan. Daha kına düğüne gelmedik bile. Gelinliğin pembe versiyonunu giyip düğün salonunda bütün gece Ankara'nın bağlarında oynamak istemediğim için yaşıyorum bunların hepsini. 

evlilik, pişmanlık, karmaşa, karışık düşünceler, aile, nişan, bu bir yolculuk

Ya her zamanki gibi ailem mutlu olsun da ben her gece ağlarım diyeceğim ya da bu kez hayatım, gençliğim elden gidiyor ben mutlu olmalıyım deyip onların mutsuzluğunu yok sayacağım. Çok zor. Bugüne kadar da zor oldu. Ben hep susan taraf oldum. Huzursuzluk olmasın, onlar mutlu olsun ben yok sayarım dedim. Ağladım ağladım ne gören ne duyan. Tamam dedim. Bugün ise sırf bu tavrım yüzünden yaşama hevesim kalmadığını görüyorum. Şayet inançsız olsaymışım intihara meyledermişim. Evim olsun süsleyeyim, bebeğim olsun partiler yapayım hevesim yok. Gerçi düğün hevesim de yok. Bu düşüncelerle çocuk büyütülür mü ki? Bu düşüncelerle bu dünyaya çocuk getirilir mi ki? 

....

Bu karamsar düşüncelerimin ardından liseden yakın arkadaşlarımdan biri aradı. Sinem. Yakın dediğime bakmayın, çoook uzun zamandır konuşmamıştık. Üniversiteden mezun olunca depresyona girmiş kimseyle görüşmemiş zor zamanlar geçirmiş falan ondan arayamamış hiç. Şimdi düğünü varmış düğününe çağırıyo. Sanki uzuun bir ara vermemişiz hep konuşuyormuşuz gibi konuştuk. Mutlu oldum. Bir de bugün yine liseden başka bir arkadaşım ile görüştüm. Onun da bebeği olmuş. Çok da şeker bir velet. Oyuncak bebek gibi bir şey. 
Bugün çok ilginç bir gün. 

Resmen iki günde evlilikten soğudum. Evlenmek neden bu kadar zor ve en mutlu zamanlarımız olması gerekirken, sıkıntı ile geçiyor. Anlamak zor. Aileleri tanıştırmıştık, sıra geldi isteme ve nişan olayına. Merasimden hoşlanmadığımız gibi, düğün gibi yapılan son moda nişan törenlerinden de hoşlanmadığımız için, nişan töreni ve istemeyi evde yapmaya karar verdik. Tabi bunu ailelerimize kabul ettirmek pek kolay olmadı. Neyse ki sonuç olarak evde 50 - 60 kişi ağırlayıp, isteme ve nişan törenini 1 - 2 saatte halledeceğiz. Umarım.

evlilik, evlilik zor, bu bir yolculuk, nişan prosedürü, nişan bohçası
Evlenmek zor!
Bu sefer nişan bohçası gibi adetler var. Alışveriş yapılması gerekiyormuş. Ne alınır bilmediğimiz için internetten bir araştırma yaptım ve bulduğum bir liste üzerinde ekleme ve çıkarmalar yaparak, alışveriş listemizi oluşturduk. Allahım resmen alışverişten zevk almıyorum ben böyle. Üstelik sürekli bir şeyler düşünmem gerekiyor olması, son derece kafa yoran bir durum. Biliyorsunuz ki metin yazarlığı yapıyorum. Resmen yazılarıma konsantre olamaz hale geldim şimdiden ve duruma el koyarak toparlanmaya karar verdim. Şu son 3 - 4 günde inanılmaz bir duygu karmaşası yaşıyorum bu olaylar sebebi ile. Duygusal bakış açım, nişan ve isteme telaşı ile hemen ortadan kalktı. Biliyorum ara ara yoklayacak ama şimdilik tek derdim sinir bozucu nişan törenini atlatmak.

Bugün bir piyasa yoklaması yaptık. Ne nereden alınır ortalama fiyatlar nedir vb. Ama hala hiç evlilik kafasında değiliz. Alyans modellerine ve ortalama fiyatlara bakmak için kuyumcuyla konuşuyoruz. Elimizde meyve suyu, Jelibon. Henüz o ciddiyete ulaşamadık sanırım. Üstelik hiç hoşlanmadık biz şimdilik bu evlenme telaşından. Gayet de can sıkıcı olduğunu düşünüyoruz. Düşüncemiz değişecek mi bilmiyorum ama omuzlarımızdaki yük artacağı için değişmeyecek bence. Hani yorucu ama tatlı telaşlardı lan bunlar? Yok görmedik biz daha tatlılığını. Tamam tamam daha 2 - 3 gün oldu ama of neyse.

Bir de herkes çok gereksiz akıl veriyor yahu. Doğrudan senin bildiğin (dediğin) yanlış bak benim dediğimi yap o daha iyi der mi bi insan ya. Dememeli bence çünkü gerçekten doğru ya da yanlış olarak nitelenebilecek durumlardan bahsetmiyoruz. Tamamen zevk ve tercihler söz konusuyken doğru yanlıştan söz etmek mümkün değil ki. Ama tam da bu durumda moral bozma, yolumuza taş koyma niyetinde olanlar başladı bile. Hadi hayırlısı. Allahım bize bu süreçte bol bol sabır versin bide birazcık bol para olursa fena olmaz. Zira evlenmek çok masraflı bir şeymiş. 

Bu akşam, ilk kez ailelerimiz bir araya geldi. Yaşadığım heyecanı kelimelere dökmekte çok zorlanıyorum. Zaten herkes duruma hazırdı, aileler birbirleri hakkında fikir sahibiydi ve aynı memleketli oluşumuz sebebi ile çok büyük sıkıntılar da beklemiyorduk ama yine de çok gergindim. Yaşadığım gerginliği anlatmakta gerçekten çok zorlanıyorum. Mantığım hiç bir sorun olmayacak güzel geçecek derken, arada bir kalp atışlarım hızlandı gün boyu. Sanki hiç öyle bir olay olmayacakmış gibi kendimi kandırmaya çalıştım. Annem misafir hazırlığı yapmak için bastırırken ben kitap okuyarak kendimi oyalamaya çalıştım. Gerildiğim ve korktuğum bir şey olduğunda, onu yok sayma eğilimine sahibim. Bunun bir ileri seviyesi tamamen bilincimden silmek olacak hatta.

evlilik, aileleri tanıştırmak, kız isteme, nişan, söz, kına, düğün, evlilik zor, hem ağlarım hem giderim, bu bir yolculuk
Evliliğe doğru duygu karmaşası...
Nihayet akşam tamamlandı. Son derece sorunsuz ve güzel geçti. Aileler memnun görünüyor ama ben hala gerginim. :) Gerginliğimin sebebin düşününce şimdi şunun farkına vardım. Ben evimden ayrılmaktan korkuyorum. Odam her zaman kendimi sakladığım, kötü ve mutsuzluk veren ne varsa kaçtığım yer oldu. Şimdi o odadan ayrılıp, bir daha hiç benim odam diyemeyeceğim. Eve gidiyorum dediğimde bu eve gelmeyeceğim. Babam işten eve geldiğinde hemen sofra hazırlanırdı ve yemek yerdik. Babam sofradan kalkarken hemen "Kızım bi kahve yap da içelim" der. Bir daha aynı tadıyla bunu yaşayamayacağım. Sevdiğimle evlenecek olmama rağmen, bunlar beni o kadar çok korkutuyor ki. Evimden ayrılmak istemiyorum. Belki bugüne kadar evliliğe sıcak bakmamamın sebebi de buydu. Bir de şehir dışında üniversite okumadığım için evimden hiç ayrılmadım. 

Ayrıca bir de babam var. Evlenmek iyi hoş da, kızlar için her zaman babaları çok özeldir ya. Böyle bir hüzünleniyorum. Babama da zor geliyor mutlaka, hissediyorum da ama Allah'ın emri olacak mutlaka. Yaşım da küçük değil ki 26 yaşındayım. Babacım ben giderken ağlarsa ben kahrolurum. Şu kınada gelini ağlatma ve düğün öncesi evden gelin alma adetleri var ya. Resmen kabusum. Düğün makyajımı gelin alma aşamasından sonra yaptırmam lazım hatta. Çünkü adım gibi biliyorum çok ağlarım. Babaannem, dedem de yanımızda yaşıyor. Ben onların tansiyonları kontrol ederim iki de bir. Rahatsızlanırlar endişelenirim, en çok ben merak ederim. Ben gidince benim gibi ilgilenen olmazsa diye korkarım. Evimin kokusunu özlerim. 
evlilik, aileleri tanıştırmak, kız isteme, nişan, söz, kına, düğün, evlilik zor, hem ağlarım hem giderim, bu bir yolculuk
Hem ağlarım hem giderim sendromu
Duyan da sanır ki ya sevmediği biriyle evleniyor ya da çok uzak bir yere evleniyor. İkisi de değil. Hatta evlenince yaşayacağımız yer araba ile 10-15 dakika uzaklıkta. Ama yine de bu hayatımın en önemli noktalarından biri ve ben çok gerginim. Bu korku da değil ama evimden ayrılmak istemiyorum. Ailemden ayrılmak istemiyorum. Sürekli anne babamın dizinin dibinde olmak istiyorum. Keşke çocukluğuma falan dönsem ya da en kötü üniversite yıllarıma dönsem diyorum, mümkün olsa da dönsem. 

Bir de merak ediyorum. Herkes yaşıyor mu bu duyguları? Ben abartıyor muyum ya da anormal duygular mı bunlar? Hem ağlarım hem giderim dedikleri olay tam da buymuş galiba...

www.bubiryolculuk.blogspot.com
Evlilik resmen kabus gibi bir şey şuan benim ve sevgilim için. Size ilk defa hikayemizi anlatacağım. Biz 6 senedir birlikteyiz. Arkadaşlık ile başlayan ve bitmeyen sohbetlerimiz, birbirimiz olmadan zamanın geçmeyeceğini farkettirdi ve 6 yıldır birbirimizin elini hiç bırakmadık. 6 derken hala bir şaşkınlık yaşadığımızı da belirteyim. Çünkü bize sorsanız daha 2 sene falan oldu deriz. Hiç 6 sene geçmiş gibi hissetmiyoruz. "Ben evlenmeyi düşünmüyorum ki" dediğimiz sohbetlerimiz daha dün gibi aklımda ve bu süreçte evliliğe nasıl bu kadar yaklaştık bilmiyorum. 

aşk, kız isteme, evlilik prosedürleri, gelenekler, evlilik kararı, nişan merasimi, nişan hakkında, evlilik zor
Aşk güzel şey!
Hem çevrenin ve ailelerimizin evlenin baskısı hem de evliliğin hayallerimizin önünde engel oluşturması bizi evliliğe mecbur bıraktı diyebilirim. Hayır, tabi ki evliliğin kötü bir şey olduğunu söylemiyorum. Allahın emri, olacaktı elbet bir gün ama evlilik sanki bir kafese sıkışacakmışız hissi veriyor şuan bize. Birbirimizin sevgisinden eminiz, Benim tek bir tereddütüm yok. Hayatımı ondan başkası ile geçirmek istemem. Onun da öyle düşündüğünden eminim. Ama evlilik denince inanılmaz kasılıyoruz. Belki de bu biraz burcumuz ile ilgilidir. Yay burcu olanlar bilir, yay özgürlüğüne düşkündür ve ne emir almaktan hoşlanır ne de birinin zoruyla iş yapmaktan. Biz ikimizde yay burcuyuz ve bu konuda aynı düşüncelere sahibiz. 
Diğer sorun ise evlilik sürecindeki prosedürler. Bize kalsa sadece kız isteme, nikah ve yakın akrabalar ile küçük bir kutlama yeterli ama Türk örf ve adetleri buna müsaade etmiyor. :) Biz de mümkün olduğunca azaltmaya çalışıyoruz bu prosedürleri. Cumartesi günü ilk olarak sevgilim ve ailesi bize gelecekler ve tanışma gerçekleşecek. Ailelerimiz tanışacak. Benim ailem sevgilimi ilk kez görecek. Ben onun ailesi ile tanışmıştım zaten. Bu tanışmaya evliliğin ilk adımı demek de doğru mu bilmiyorum. İlk adım isteme töreni olacak sanırım. O konuda da şöyle bir düşüncemiz var. İsteme ve nişan bir arada olsun ve de evde olsun diyoruz. Akrabalarımız kalabalık olduğu için annemler evde zor olur bir mekan ayarlayalım diyorlar. O da çok büyük bir organizasyona giriyor bence ve hiç istemiyorum bu tip bir şeyi. Neyse ki henüz o aşamaya gelmedik. Tanışma işi hallolsun bakalım bir. İnanılmaz gerginiz yalnız. Tecrübeli olanlar bir şeyler dese de fikir verse keşke. 
Hadi hayırlısı.

blog, günlük, yazmak güzel şey, blog yazmak, yeni bloglar, yazarlık
Yazmak güzel şey!
Hayatımızın üç kritik anı varmış. Doğum, evlilik, ölüm. Doğum ve ölümün ilahi boyutunu anlayabiliyorum ama evlilik çok farklı. Her birinin zamanı saati belliymiş. Değişmez bir kader. Hayatının ilk yarısı sonra erip ikinci yarısı başlıyor gibi bir şey evlilik ve kaderde neyse o zaman. Gerçi evliliklerin uzun sürmediği çağımızda bunu nasıl nitelemek gerek bilmiyorum. İlk blog yazısı için çok ani bir giriş olmuş olabilir ama aslında blogu açma sebebim bu. Üniversite yıllarımda günlük niyetine blog yazmaya başlamıştım. Uzun bir süre de yazdım. Sonra gereksizler keşfetti Blogger'ı ve tadı kaçtı buraların ya da ben sıkıldım bahane buldum bilmiyorum. Yazmaya devam ettim ama günlük değil ya da özel hayatımdan kesitler değildi bu kez. Çünkü blog geçmişim işim oldu. Metin yazarlığı yapıyorum. Çok da keyif alarak bu işi yapıyorum. İki üniversite mezunu, aradığı nitelikte iş bulamamış ve hobi saydığı alanda iş sahibi olmuş bir insanım kısaca. Yazmak iyi hoş da, çok özledim günlük yazmayı. Bir yerlerde hayatımın kaydını tutmayı. Dönüp dönüp unutulmaya yüz tutmuş anılarımı hatırlamayı. 
Evlilik gibi insan hayatının önemli bir aşamasına yaklaşırken ise tam zamanı dedim. Uzun soluklu olmasını dilediğim bir günlük sayfam olsun. Günlük diyorum ama aslında anlatmaya çalıştığım şu; sadece düşüncelerimi, yaşadıklarımı ya da unutmak istemediklerimi paylaşacağım bir alan burası. Bana eşlik eden dostlarım olursa da ne mutlu bana. Eski bir dosta kavuşmuş gibi hissediyorum şimdiden. :)

Yazmak güzel şey.